“BİR FİLOZOFUN PORTRESİ

25/6/2009 · Kategori: Hayati

“BİR FİLOZOFUN PORTRESİ"

Genç bir sinemacı ekibinin başlattığı "Umudu Güle Yoranlar" projesinin ilk ürünü olan "Bir Filozofun Portresi" adlı belgesel filmin İstanbul ve Basel'deki gösterimleri, dikkatlerin yeniden filozof Yılmaz Öner'e yönelmesine neden oldu. Bu projenin daha sonraki isimlerini ise, Hasan Hüseyin ve Enver Gökçe oluşturuyor.

Yılmaz Öner'in taşıdığı önem, Türkiye'de Aydın Çubukçu'nun deyimi ile, "kendine ait felsefi bir sistemi olan tek Türkiyeli filozof olması yanında, diyalektik bir yaklaşımla, özellikle fizik ve biyoloji bilimi alanlarındaki son gelişmeler ışığında, nedensellik kavramını, 'prodeterminizm' kavramı çerçevesinde yeniden üretmesidir." Dizi sorumlu olan A. Naki Gündoğdu'nun, aynı zamanda Yılmaz Öner'in düşüncelerini en iyi özümseyen ve bu konularda çeşitli üniversitelerde seminerler vermiş bir kişi olmasının, zor bir konu ve zor bir kişiyi konu seçen filmin başarısında önemli katkıları olmuş. Filmin kurgulanmasında, Yılmaz Öner'in fizik, biyoloji, matematik, ekonomi ve edebiyat gibi çok farklı alanlarda at koşturan düşüncelerinin oluşumu sergilenirken, aynı zamanda yaşanılan dönemin özelliklerinin de yedirilmesi başarıyla sergilenmiş. Böylece ağır bir konunun merakla izlenmesi sağlanmış. Düşünce insanlarını yok sayan, onlara hiçbir fırsat tanımayan ve onların insanlarla buluşmasına inanılmaz güçlükler çıkaran bir ülkede, bu gençlerin hiçbir kurumdan destek sağlamadan, son derece kıt olanaklarla böylesi bir belgesele imza atmaları gerçekten büyük bir kadirşinaslık olması yanında alkışlanması gereken bir çaba. Ve Yılmaz bunu fazlasıyla haketmiş birisi. Türkiye toplumu Yılmaz Öner'e özür borçlu. Başka bir ülkede yaşasaydı, ya da Türkiye'ye dönmeyi tercih etmeseydi, onun yapıtlarını oluşturması için her türlü olanak sunulacağı gibi, adına çoktan enstitüler kurulurdu. Bir uzun mesafe koşusucudur Yılmaz Öner. Bir bilgi avcısıdır. 1951 yılında parlak bir öğrenci olarak İ.Ü. Fen Fakültesi'nin Matematik bölümünü bitirdiğinde, hemen ilk kitabını patlatır: "Metafizik Şuur ve Matematik Metafizik". Bu genç bir felsefecinin, idealist düşünce çerçevesinde yaptığı hayli iddialı bir atılımdır. Ve geleceğin filozofunu muştulamaktadır. Yılmaz Öner'in bundan sonraki koşusu, metafizik alandan gerçeklikler alanına sürekli bir yönelimi yansıtacaktır. Yılmaz Öner, Avrupa'ya ulaştığında kıta yıkıntılar altındadır, ama çok hızlı bir inşa sürecindedir. Her yanda bir hareketlilik, her yanda bir üretkenlik yansımaktadır. Ve bilgiye aç, hırslı bir çocuk doyumsuzca, Göttingen Üniversitesi'nde çağdaş fiziğin ilahlarından biri olan Heisenberg'i dinlemektedir. Ve çağdaş matematiğin, biyolojinin en önemli ustalarından feyz almaktadır. Bu, Türkiye'nin maddi ve manevi doyumsuzluğundan gelmiş bir gencin adeta oburca, bilgi, bilim ve felsefeye saldırısıdır sanki. Filmde, raylar üzerinde yol alan tiren, sanki Yılmaz Öner'in, Alice Harikalar Diyarında gibi, bilim ve felsefe topraklarında dolaşımını simgelemektedir. Göttingen, Berlin, Kiel, Cenevre, Bern, Zürich, Paris, Poitier, Londra, Cambridge, Oxford, Londra, Roma, Prag gibi duraklara uğrar bu yaşam tireni... Filme Türkiye'den, Avrupa'dan ve bilim ve felsefe adamları dünyasından, 50'ler öncesi ve sonrasının görüntülerinin yedirilmesi, Yılmaz Öner'in o dönemdeki görüntülerinin serpiştirilmesi, bu filozofik temalı filme bir renk ve hafiflik sağlamış. Yılmaz Öner'in geliştirdiği, "arıza", "yaşar kalıcılık", "prodeterminizm" gibi kavramların, Türkiye gibi "arızalı" bir toplumun algılanmasında ve yorumlanmasında önemli katkıları olabilir. Yeterki iyice kavranarak, gerçekliklerimize uygulanabilsin. Yılmaz Öner'in koşusunun son evrelerinde psikoloji, psikanaliz gibi alanların da önemli bir yeri oldu. Yılmaz Öner düşüncelerini oluştururken, fildişi kulelere çekilmeyi de düşünmedi. Hiçbir zaman toplumun dışında kalma gibi bir tavrı benimsemedi. O aynı zamanda sokakta yaşayan bir filozoftu. Delikanlıydı, öfke doluydu ve bunları sergilemekte hiçbir sakınması da yoktu. Filmde de delikanlı bir filozofun, tadına doyum olmaz, bir çeşit bilgece derinlik kazanmış görüntülerine tanıklık ediyoruz. Ve bu görüntülerde o kadar doğal, o kadar kendisi ki... Onun o onurlu, dik, kendinden emin ve rahat tavrına baktığımızda, kendi kendisini "Türk Einstein"i ilan edenlerin tavrı o kadar komik ve zavallıca kalıyor ki... Onun kendisini hiç kimseyle oranlamasına, başkaları ile anıştırmasına hiç ihtiyacı yok. Çünkü o, Yılmaz Öner. Film de bunu duyumsamamıza olanak sağlıyor. Evet, yaşamın içinde bir filozof olduğunu hatırlatıyoruz. Yılmaz Öner'in, 80 öncesi dönemde devrimci gençlerin katledilmesine karşı yüreği öfkeyle doluydu. Ama bu isyanı aynı zamanda toplumumuza egemen olan irrasyonalizme yönelikti. Bu duygularını, anti-faşist şiirler çevirerek, anti-faşist edebiyatı inceleyen yazılarla yansıttı. "Canlıların Diyalektiği ve Yeni Evrim Teorisi"ni yayınladığı 1978 yılında, şöyle yazıyordu düşünceyi şiirselleştiren bir dille: "Biz Anadolu insanları ki, yalnız fiziksel dünyayı algılayan bir duyu organları yığını, toplumsal dünyayı kavrayan birer akıl/ruh parçası değiliz. Biz ki belli bir tarihsel dönem, birer sınıfın ve hele 'at sırtında gelip Orta Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan' dinamik, rahat yüzü görmemiş, belki de görmek istemeyen insanlarıyız. Nasıl geldikse bir hışımla dalkılıç, nasıl ölçtükse tımarı zeameti, ekini tırpan tırpan, arşın arşın kubbeleri ve kalyonların su kesimini... Bu iş burada bitmez, soluğumuz kesilmez." 1976'da yayınlanan "Fizik ve Felsefe"ye ise şöyle not düşüyordu: "Bu tarihsel dönemece sosyal bilimler alanında yüreklilikle ve giderek artan bir bilinçle girmekte olan gençler, aynı devrimci yolu matematik bilimlerinde de yürümeye hazırlanmalıdır. Şartlanmış mantığımızı yıktık, bunun pratiğini kazandık mı, düşünmeye başladık demektir. Bu pratiği kazanmamız gerek. İster sosyal, ister matematik içerikli olsun, öyle bir depremden yürüyoruz ki, olaylar olasılıklarla biçimlenip iç-dinamizmle güçlenerek kaçınılmaz bir determinizme doğru ilerliyor." Yılmaz Öner 1990 sonrası sürece de yabancı kalmadı. 1993 yılında intihar eden şair Soysal Ekinci'nin kitabına İsmail Beşikçi'yi öven bir önsöz yazdı. Yılmaz Öner kavgacı biriydi, ama bu barışı özlememesi, özellikle toplumumuz için bunu dilememesi anlamına gelmiyordu. Ancak toplumumuzun ciddi "arızaları" giderilmeliydi bunun için. Öner, insanımızın ruh dünyasına da ciddi bir biçimde kafa yordu. "İçimizdeki Kavga"adlı kitabında şöyle diyordu: "Evet, kim istemez tanımak, içinden geçtiği bu fırtınalı ve tedirgin süreci? İnsanın bağrındaki yıkıcı ve yapıcı duygusal kuvvetleri tanıması zorunludur. Evet, ruhbilimsel alandaki bilgilenme, insanın en başta dış dünyanın içinde sağlıklıkla ayakta durabilmesi için zorunludur, sonra da insanın dış dünyayı değiştirip yönlendirecek kuvvetleri ilkin kendi bağrında yaşadığını fark etmesi, dış dünyadaki yeni düşünsel eğilimleri yaratan her dürtünün aslında bağrımızdaki o diyalektik dünyadan kaynaklandığını bilmesi için! 'İçimizdeki Kavga'nın bizi biraz olsun barışa götüreceğini umuyorum."

Evet, kavga olmadan, mücadele olmadan barışa nasıl ulaşılabilir ki? Onu ancak kendi ellerimizle koparabilir ve sürekli kılabiliriz. Ötesi ise ham hayal!

 

Ragıp ZARAKOLU

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Zaman; Nasıl İçimizde Neden Dışımızda ?

7/6/2006 · Kategori: Kitaplar

Zaman; Nasıl İçimizde Neden Dışımızda ?
Yılmaz Öner Bilim - Felsefe Dizisi;
13.5x19.5 cm; 1. Baskı;

Zamanı soyut kavramların metafiziksel dünyasından kurtaramadık değil mi? Peki, zamanı özne olarak biz mi icat ettik? Öyle ya, Platon'un dediği gibi, zaman "ebediliğin hareketli bir kopyası mı"?

Ancak bir "akış" olarak anlaşılıyorsa ebedilik bir "durgunluk" değil midir ya da şimdiki-zamanlılığın bütün fenomenler için süregelmesi? Yoksa zaman, Hint düşüncesinde olduğu gibi, bir "tekrarlanmalar döngüsü" ile mi bağlantılıdır?

Eski Mısırlılar tasarımında böyle bir "döngü" imgesi yok. Orada "Dün", daha öncesi olmayan, içinde kurtulunamayan ebedi bir dün (Diyet) iken, "Yarın" hiçbir vakit geçmişe dönüşmeyen ebedi bir Yarın (Neheh)dir.

Ama ilk kez Eski Hintlilerin tasarladıkları döngü veya periyodiklik olgusu ise, "ölçüm açısında gerekli kesinlik için yeterli" bir yasaya oturtulacak gibi değil.

Her ölçüm gibi, zamanı ölçmek için de bir yasa oluşturmaya ihtiyaç var! Ne var ki ölçüm de maddesel sürece yapılan bir müdahaledir, yani quanta-teorik etkileşme sürecinde yaratılan bir Arıza'dır. O nedenle ölçüm yasası da böyle bir müdahalenin şiddetini hesaba katmak zorundadır. Peki, müdahale denen Arıza (Ölçüm) nerede meydana geliyor? Elbette, elementer maddenin bağrındaki, onun enerjisini üreten ilişkilerde. İşte zaman da bu enerji üretim-ilişkilerinin virtüel olarak (fiilileşmeksizin) yapılandığı potansiyel düzeyden ortaya çıkıyor.

Biyolojik nesnel süreçlerde direkt olarak beliren zaman, her insanın psikolojik yapısına bilinç-altından bu biyolojik süreçler aracılığıyla yansıyor ve Öznel Zaman biçimine bürünüyor dolaylı olarak.
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Din Adamının Bunalımı Ya Da Yeni Tanrı

7/6/2006 · Kategori: Kitaplar


Din Adamının Bunalımı Ya Da Yeni Tanrı
Yılmaz Öner Bilim - Felsefe Dizisi;
13.5x19.5 cm; 1. Baskı;

Rahip Anselm Grün, "orta yaş bunalımı" karşısında inançlarının ve yaşam tarzının sonuçlarını anlamaya çalıştığı notlarında, yalnızca din adamı bakımından değil, genel olarak herkes için geçerli bir sorunun tartışılması olanağını da yaratıyor. "Tanrı" probleminin, fiziksel ve ruhsal değişim koşullarında kazandığı boyutlar, acaba yalnızca dini ilgilendiren, ya da yalnızca din içinde çözülebilecek bir problem olarak mı görülmelidir, yoksa, toplumsal koşullarla sıkıca bağıntılı olarak, daha kapsamlı bir sorunun din dünyasının terimleriyle dile getirilişi olarak mı?

Anselm Grün'ün, Gustav Jung'un psikoanalitik bakımdan konuya yaklaşımıyla kendi çözüm arayışı arasında gördüğü ilişki sorununu çok özel, din adamına özgü, sınırlı bir sorun olmadığının kendisi bakımından da farkında olunduğunun göstergesidir.

Yılmaz Öner, Rahip Grün'ün çabasının "arınma" kavramı açısından geliştirdiği ve "din dışı" bir yorumun ham maddesi olarak değerlendirdiği yazısında, psikoanaliz ve mistisizm arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Rahip Anselm Grün'ün notlarının, Yılmaz Öner'in bu çalışması ışığında okunması, yeni ve ilginç bir tartışmanın olanaklarını sağlayacaktır.

Aydın Çubukçu'nun, Anselm Grün'ü, "ayakları üzerine dikerek" okuma girişmesi, sorunun genel kapsamını ve içeriğini görmeyi kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.

Jung'un ayrı bir bölüm olarak eklenmiş orta yaş bunalımı ile ilgili notları da, kitabın okunması ve tartışılması için temel öneme sahip bir referanstır. Bu kitap Türkiye'de dinin, politik bir kavram olarak güncelleştiği bir dönemde, sorunun değişik bir açıdan ve gündeme gelmeyen bir boyutuyla ele alınmasına yardımcı olacaktır. Denilebilir ki, bu kitapta sergilendiği ve tartışıldığı haliyle Anselm Grün'ün notları, orta yaş bunalımlarını yaşayan bir rahibin öyküsü olmaktan çıkmakta, dini sosyal ve psikolojik yönlerinin anlaşılması ve eleştirilmesi için bir kaynak halini almaktadır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Pozitivizmi Eleştirmek ve Doğa Bilimlerinde Pozitivizm

6/6/2006 · Kategori: Kitaplar

 
Yılmaz Öner, Philipp Frank
Pozitivizmi Eleştirmek ve Doğa Bilimlerinde Pozitivizm

Çeviri: Yılmaz Öner
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen

Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mart 1985
Pozitivizm üzerine çok şey söylendi: Dünya üzerine bilgimizin en yetkin düzeyine eş tutuldu, bilimselliğe eşitlendi, Batı'nın üstünlüğü olarak sunuldu, gelişmenin ölçütü olarak görüldü... Ve pozitivizm, derinden etkilendiği bilim ya da felsefe "çevre"leriyle sınırlı kalmadı; "çağdaş Batılı insan"ın gündeliğine de iyiden iyiye girdi, popüler bir otorite durumuna geldi.
       Gerçek şu ki, bugün aynı Batı, pozitivizmin iflasını yaşıyor. Bu koşullarda pozitivizmin eleştirisi, günümüzün en canlı tartışma odaklarından birisidir.
       Pozitivizmin önde gelen isimlerinden Frank'ın kitabı pozitivizmin hem kuramsal bir klasiği, hem de renkli ve canlı bir öyküsüdür. Öner'in yazdığı eleştirel bölüm de, önemli tartışma noktaları açarak konuyu irdelemektedir.
       Tek cilt içinde bir araya gelmiş bu iki kitap, çağdaş dünyayla ve düşün akımlarıyla ilgilenen herkes için Türkçe'deki önemli bir eksikliği gideriyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Canlıların Diyalektiği ve Yeni Evrim Teorisi

6/6/2006 · Kategori: Kitaplar

M. Yılmaz ÖNER Düşünce Dizisi
"Canlılık, gerçekleşme olasılığı sabit bir olaylar topluluğuna, bir sistemin düzenlilik veya kararlı durum görüntüsüne verdiğimiz "ad"tan başka bir şey değil! Gerçekleşme olasılığı sabir olarak, a biyotik bir sistemden çıkan olay veya ürünlerin topluluğu olan canlılık, bu olasılığın değişmesiyle, değişmeyecek mi?... Bir düzenlilik görünümü olan canlılık, bu düzenlilik görünümü olan canlılık, bu düzenliliğin aksamama ölçeği değiştikçe, aksama ölçeği de değişeceğine göre, kendi özlülüğünü, varoluş kalitesini değiştiriyor mu? Elbette!... Öyleyse bizim canlılık dediğimiz şey ne, özdeşleştirdiğimiz ...
 

 
M. Yılmaz ÖNER, Anselm GRÜN Bilim-Felsefe Dizisi
Rahip Anselm Grün, "orta yaş bunalımı" karşısında, inançlarının ve yaşam tarzının sonuçlarını anlamaya çalıştığı notlarında, yalnızca din adamı bakımından değil, genel olarak herkes için geçerli bir sorunun tartışılması olanağını da yaratıyor. "Tanrı" probleminin, fiziksel ve ruhsal değişim koşullarında kazandığı boyutlar, acaba yalnızca dini ilgilendiren, ya da yalnızca din içinde çözülebilecek bir problem olarak mı görülmelidir, yoksa, toplumsal koşullarla sıkıca bağıntılı olarak, daha kapsamlı bir sorunun din dünyasının terimleriyle dile getirilişi olarak mı?
Anselm Grün'ün, Gustav Jung'un ...
 

M. Yılmaz ÖNER Düşünce Dizisi
Prodeterminist teorinin ayırt edici özelliği, nesnel açıdan YAŞAR-KALMA OLASILIĞIDIR. Bu olasılık, bilgi teorisi açısından evrende mikro (elemanter) maddenin,uğradığı ARIZALAR karşısında YAŞAR KALMA OLASILIĞI, (a) ''maksimal düzeyde'' olan madde AKTÜEL (FİİLİ) gerçekliği oluştururken, (b) ''daha alt düzeyde'' olan madde VİRTÜEL (FİİLİLEŞME ÖNCESİ, ama FİİLEŞMEYE HAZIR) gerçekliği oluşturuyor. Prodetermanizm açısından maddesel evren böylece, aktüel ve virtüel gerçekliklerin birlikte yürüdüğü bir Evrim boyunca, mikro-maddenin ARIZALARIN YOLUNU AÇTIĞI maddesel DEVRİMLERİ yaşıyor.
 

Sigmund FREUD, Melanıe KLEIN, M. Yılmaz ÖNER Psikoloji Dizisi
Bu kitapta S.Freud'un, Haz İlkesinin Ötesi, Narsizme Giriş, M.Klein'in İlk Korkular ve Sanatçının Yorumu, Çocukların oynarken Rol Yaratması, Psikozların Ruhsal Tedavisi, Öğrenme Tıkanıklığı Teorisine Katkı başlıklı yazıları yer alıyor. Yazıları M.Yılmaz Öner çevirdi ve yorumladı. Metinlerde geçen bazı sözcük ve kavramlara dikkat çekmek için vurgularda bulundu. Ayrıca Psikiyatrın Kökenleri adlı yorum yazılarıyla konuların zenginleşmesine katkıda bulundu.
Günlük yaşamda yansımasını bulan ve bize olağan gelen bir çok davranışın kökü çok derinlerde...!
  • "Memeden kesilme ...
  •  

    M. Yılmaz ÖNER Bilim-Felsefe Dizisi
    Zamanı soyut kavramların metafiziksel dünyasından kurtaramadık değil mi? Peki, zamanı özne olarak biz mi icat ettik? Öyle ya, Platon'un dediği gibi, zaman "ebedîliğin hareketli bir kopyası mı"?
    Ancak zaman bir "akış" olarak anlaşılıyorsa ebedîlik bir "durgunluk" değil midir ya da şimdiki-zamanlılığın bütün fenomenler için süregelmesi? Yoksa zaman, Hint düşüncesinde olduğu gibi, bir "tekrarlanmalar döngüsü" ile mi bağlantılıdır?
    Eski Mısırlıların tasarımında böyle bir "döngü" imgesi yok. Orada "Dün", daha öncesi olmayan, içinden kurtulunamayan ebedî bir dün (Diyet) i ...
     

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

    « Önceki ::